ANADOLU İRFANI İLE KADIN ONURUNUN YENİDEN ŞAHLANIŞI: RUHSAL BİR UYANIŞ

ANADOLU İRFANI İLE KADIN ONURUNUN YENİDEN ŞAHLANIŞI: RUHSAL BİR UYANIŞ

​Ülkemizin üzerinden çekilmeyen o karanlık bulutun, kadın cinayetlerinin gölgesinde yaşıyoruz maalesef. Her gün bir başka kadının hayatı, "o ruhsuz adamların" kontrolsüz öfkeleriyle elinden alınıyor. Ancak bu mesele sadece adliye koridorlarına sığacak bir asayiş sorunu değil; bu, kökleri Anadolu irfanından kopmuş ve ruhun karanlık dehlizlerinde kaybolmuş toplumsal bir krizdir.
​Anadolu irfanı kadını "yar" olarak görür; uçurumun kenarındaki o güvenli sığınak... Ancak bugün yaşadığımız trajedi, kadının bir "özne" olmaktan çıkarılıp bir "nesne" seviyesine indirgenmesidir. Bir kadın kendi yaşama hakkını ilan ettiğinde, "o ruhsuz adamlar" kendi varlıklarının tehdit edildiğini sanıyorlar. Oysa bir cana kıymak, aslında o adamın kendi insanlık onuruna ve yaşamın kutsal kaynağına saldırısıdır.
​Biliyor musunuz, biz aslında yabancısı değiliz bu karanlığın. Tarih sayfalarını biraz çevirsek karşımıza o meşhur Cahiliye Dönemi çıkar. Kız çocuklarının toprağa diri diri gömüldüğü o zifiri karanlık... Ne acıdır ki bugün, modernliğin gölgesinde aynı karanlığı yaşıyoruz. O günün kumu, bugünün kurşunu ya da bıçağı olmuş; ne fark eder? Ruh aynı karanlık ruh, zihniyet aynı vahşi zihniyet.
​Biz kadınlar öyle sıradan varlıklar değiliz. Kimimiz Hz. Hatice annemizin ruhunu taşır; o muazzam bir asalet, bir kale gibi dimdik duran o yüksek kaliteli kadın... Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’e en zor anında sırtını dayayacağı o güvenli liman oldu. Ticaretiyle, zekasıyla, sadakatiyle kadının gücünü dünyaya haykırdı. Bu haykırış sıradan değil; çağları aşan, binlerce yıl sonraya ulaşan bir haykırış... Kimimiz Hz. Ayşe annemizin ruhunu taşır; bilgenin, zekanın ve cesaretin adı. Binlerce alime hocalık yapmış bir allâme hanımefendi. Ve kimimiz Hz. Fatıma annemizin ruhunu taşır... Efendimiz’in "babasının annesi" diye sevdiği o zarif çiçek. Onların duruşu, kadının Cenab-ı Allah katındaki o yüksek makamının tapusu gibidir. Onlar mülk değil, muazzam birer ruhtular.
​Bir kadın... Önce minicik bir kız çocuğu olarak açıyor gözlerini dünyaya. Saçlarına takılan bir kurdeleyle dünyalar onun oluyor. Büyüyor; genç kız oluyor, hayalleri, umutları, "kömür gibi" yakan ama kimseye zarar vermeyen o vakur bakışları oluşuyor. Derken anne oluyor, eş oluyor, hayata göğüs geriyor. Yıllar geçiyor, yüzündeki her çizgi bir sabır hikayesine dönüşüyor. Ve o son nefes anı geldiğinde... İşte asıl sır burada. O ak saçlı, yorgun bedenli yaşlı kadının içinde hala o beş yaşındaki, pembe kurdeleli küçük kız çocuğu yaşıyor. Masumiyetini hiç kaybetmemiş, sadece sevilmek ve değer görmek istemiş o küçük kız... Düşünsenize; "o ruhsuz adamlar" bir kadına el kaldırdığında, aslında o kadının içindeki o hiç büyümeyen masum kız çocuğunu da katlediyorlar. Bir kadının son nefesinde bile gözlerinde o çocuksu ürkeklik ve asalet kalıyor.
​Elbette ki adaletsizlik etmeyelim. Bir de o "yüksek kaliteli," yüreği zirve yapmış adamlar var. Kadını bir emanet, bir can yoldaşı, bir "yar" olarak gören; onun önünde diz çökmeyi zayıflık değil, aşkın bir nişanesi sayan adamlar. Onlar, Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem Hazretlerinin "Kadınlar size Allah'ın emanetidir" sözünü baş tacı yapanlardır. Gerçek güç, bir kadını korkutmak değil; onun içindeki o küçük kızın güvenle büyümesini sağlamaktır.
​Jung der ki; "İnsan gölgesiyle yüzleşmedikçe özgürleşemez." Bugün kadına saldıran o zihniyet, aslında kendi içindeki o merhametli "dişil ruhu" (Anima) öldürmüş, taşlaşmış bir kalbe sahip olandır. Kendi yetersizliğini, bir kadının asil duruşuyla bastırmaya çalışan zavallılardır onlar. Cahiliye döneminde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının tertemiz ruhları, bugün kadınların uyanışlarına sebep oluyor. Kadınlar yaşadıkları bütün zorluklara rağmen içlerindeki o yumuşaklığı, zarafeti, annelik şefkatini kaybetmeden güçlü olmayı öğreniyorlar.
​Kadınlarımızın toprakla birleşen sırtı daha da güçlendi. Biz kadınlar düşmedik, sadece daha sağlam kök saldık. Kimin karşısında yenildiğin, bazen zaferin ta kendisidir. Biz kazandık; çünkü hala asaletimizi koruyoruz, çünkü hala sevgi, merhamet ve şefkat diyoruz. Bir kadının asaleti fanilere değil, sadece ve sadece Cenab-ı Allah'a olan o derin saygısından ve bağlılığından gelir. Gözlerindeki parlaklık sönmeyen bir imanın, onurun ve uyanışın ışığıdır. Bu uyanış, sadece bir hak arayışı değil; Hz. Hatice'nin sarsılmaz vakarını, Hz. Fatıma'nın o masum şefkatini ve Hz. Ayşe'nin karanlığı delip geçen ilmini yeniden kuşanmaktır.

Yorum bırakmak ister misiniz?

Daha yeni Daha eski