ZAMANIN SAHİBİ OLMAK: ALİMİN BEREKETLİ MİRASI

ZAMANIN SAHİBİ OLMAK: ALİMİN BEREKETLİ MİRASI

​"İzzetli şairin dediği gibi; alim ile taş taşı, cahil ile bal yeme."

​Bu kadim söz, aslında bir yol ayrımının özetidir. Bir yanda ter dökülen ama sonunda bir saray inşa edilen o sarp yokuş; diğer yanda ise ağza çalınan bir parmak balla uyutulan, sonunda uçuruma çıkan o düzlük. Hayat rehberimiz olan bu düsturu, farklı pencerelerden ve gönül sultanlarının dilinden süzerek derinlemesine inceleyelim.

​1. Metaforik Pencere: Taşın Ağırlığı ve Balın Zehri

​Bu atasözünde "taş", hakikatin, sorumluluğun ve emeğin sembolüdür. Taş taşımak bedeni yorar ama ruhu inşa eder. Alimin yanındaki o taş, aslında yarın kurulacak olan bir medeniyetin, sağlam bir karakterin köşe taşıdır. Yorulursunuz, elleriniz nasır tutar, nefesiniz kesilir; ancak günün sonunda elinizde somut, yıkılmaz ve değerli bir eser kalır.

​"Bal" ise burada nefsin arzularını, geçici keyifleri ve zahmetsiz görünen ama sonu hüsran olan birliktelikleri temsil eder. Cahilin ikram ettiği bal, içinde cehalet zehri barındıran bir tuzaktır. O an tadı hoştur, çiğnemesi kolaydır; fakat o balın şekeri bittiğinde, geriye sadece bomboş bir zaman ve körelmiş bir zihin kalır.

​2. Manevi Referanslar: Yol Arkadaşının Hakikati

​İnsan, beraber yürüdüğü kişinin rengine boyanır. Bu konuda Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in şu mübarek teşbihi, konuyu en güzel şekilde aydınlatır:

​"İyi arkadaşla kötü arkadaşın misali, misk taşıyanla körük üfleyen gibidir. Misk taşıyan ya sana onu ikram eder ya da sen ondan satın alırsın; hiçbir şey yapmasa bile ondan sana güzel bir koku bulaşır. Körük üfleyen ise ya elbiseni yakar ya da ondan sana pis bir koku siner."

​Alimle taş taşımak, o misk dükkanında yorulmaktır. Üstünüz başınız toz olsa da ruhunuz o ilmin kokusuyla yıkanır.

​3. Mevlâna Hazretleri’nin Penceresi: "Akıl, Akılla Dosttur"

​Hazreti Mevlâna, cehaleti bir karanlık, alimi ise o karanlığı delen bir kandil olarak görür. Onun nazarında cahille dostluk kurmak, ölüyle bir yatağa girmektir; ne kadar sıcak olursan ol, o seni soğutur. Mesnevi’de der ki:

​"Akıllı bir düşman, cahil bir dosttan hayırlıdır."

​Çünkü akıllı düşmanla yapılan mücadele bile insana bir strateji, bir seviye kazandırır. Oysa cahil dost, kaş yapayım derken göz çıkarır. Cahille yenilen bal, seni olduğun yere hapsederken; alimle taş taşımak, seni kendi sınırlarının ötesine taşır.

​4. Hz. Ali’nin Hikmetli Bakışı: İlim ve Zamanın Mülkiyeti

​İlmin kapısı Hz. Ali, insanın değerini aradığı şeyle ölçer. Şöyle buyurur: "Cahil ile dostluktan sakın. Çünkü o, sana iyilik edeyim derken zarar verir." Buradaki zarar, sadece maddi bir kayıp değildir; en büyük kayıp, vaktin ve istidadın heba edilmesidir.

​Alimin yanında taş taşıyan kişi; sabrı, metaneti ve işin usulünü öğrenir. Hz. Ali’nin dediği gibi, "İlim seni korur, oysa malı (veya boş keyifleri) sen korumak zorunda kalırsın." Bilgiyle geçirilen bir an, bin yıl ibadet etmekten daha hayırlı olabilir. İşte bu, zamanın mülkiyetini ele almaktır.

​Cahil zamanı katlederken, alim zamanı fetheder. Alimin yanında taş taşımak sadece fiziksel bir yorgunluk değil, zamanın içine genişlik ve derinlik katma sanatıdır. Çünkü alim, vaktin "sahibi" olmayı başarmış kişidir.

​Alim için zaman, akıp giden bir su değil, her damlası ekilmesi gereken bir topraktır. O, "İki günü eşit olan ziyandadır" düsturunu hayatının merkezine koyduğu için, onunla geçen bir saat, başkalarıyla geçen bir yıla bedel olabilir. Bir alimin dizinin dibinde taş taşırken sadece iş yapmazsınız; o taşın etimolojisini, tarihteki yerini, sabrın kimyasını ve emeğin kutsiyetini öğrenirsiniz. İşte bu, zamanın yatay seyrinden dikey derinliğine geçiştir.

​Tasavvuf geleneğinde "İbnü’l-vakt" (vaktin oğlu) olmak bir mertebedir; ancak kamil olanlar "Ebül-vakt" (vaktin babası/sahibi) olurlar. Alim, zamana hükmeder. Onu dedikoduyla, sitemle veya boş heveslerle heba etmez. Mevlâna Hazretleri’nin ifadesiyle, “Güneşin ışığı varken mumu aramak cehalettir.” Alim, vaktini o ışığı çoğaltmaya adar.

​Hayat Defteri’me Not:

Hayat yolculuğunda önümüze iki seçenek sunulur: Ya bir alimin peşinde, terleyerek ve öğrenerek kendi "Gönül Sarayımızı" inşa edeceğiz ya da bir cahilin sofrasında, boş muhabbetlerin tadına aldanıp ruhumuzu aç bırakacağız.

​Unutmayalım ki; zahmetsiz olan her şey geçicidir. Taşın ağırlığı bizi yere batırmaz, aksine yere daha sağlam basmamızı sağlar. Alimin yorgunluğu sonunda bir "aydınlık", cahilin istirahati sonunda bir "pişmanlık" vardır. Zamanın sahibi olmak istiyorsanız, onu öldürenlerden değil, ihya edenlerden olun.

Yorum bırakmak ister misiniz?

Daha yeni Daha eski